Hocalı Katliamı unutulmadı

 

Azerbaycan’ın Hocalı kasabında 1992 yılında 25-26 Şubat gecesi Ermenilerce vahşice katledilen 613 Azerbaycan Türk’ü, Uludağ Üniversitesi Türk Dünyası Kültürü Topluluğu tarafından düzenlenen bir dizi etkinlikle anıldı.

 

 

Uludağ Üniversitesi’nde, 24-27 Şubat 2014 tarihlerinde düzenlenen etkinlikler boyunca, katliamı yapanlar kınandı.

Anma, 24 Şubat Pazartesi günü Uludağ Üniversitesi Öğrenci Kültür Merkezi önünde “Hocalı’ya Adalet” adlı resim sergisinin açılışıyla başladı, 26 Şubat Çarşamba günü birçok üniversitelinin katılımıyla Görükle Kampüsünde yürüyüş ve ardından yapılan basın açıklamasıyla soykırım kınandı.

27 Şubat Perşembe günü ise Türk Dünyası Kültürü Topluluğu’nun Bursa Türk Ocağı, Bursa Ahıska Türkleri Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği’nin katkılarıyla düzenlemiş olduğu “Hocalı Katliamı ve Ermeni Sorunu” konulu panel yapıldı.

Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde birçok sivil toplum kuruluşu temsilcisinin ve öğrencinin yoğun ilgi ve katılımıyla gerçekleştirilen panel, Hocalı şehitleri anısına saygı duruşu ve iki ülkenin milli marşlarının okunması ve ardından TRT tarafından yapılmış olan “Kan Kırmızı Hocalı” adlı belgeselin gösterimiyle başladı.

Oturum başkanı ve UÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cafer ÇİFTÇİ, Karabağ ve Hocalı’da yaşananları daha sağlıklı anlamak açısından tarihsel sürece değindi. Özellikle 1829 Edirne Antlaşmasından sonra yaşanan süreçte Ruslar tarafından desteklenen Ermeni nüfusun bugünkü Karabağ bölgesine yerleştirilmeleri sonucu bölgede fazla olan Türk nüfusunun giderek azaldığını belirterek, “Geçmişe bakıldığında nüfusunun yüzde 95’i Ermeni olan bir yerle karşılaşılıyor ancak buna aldanılmamalıdır. Çünkü bu nüfus üzerinde oynamalar yapılmıştır ve aynı şekilde bu tür oynamalar Ahıska Türklerine de yapılmıştır” dedi.

UÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi ve Bursa Ahıska Türkleri Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Uzm. Dr. Seyfeddin BUNTÜRK de, Hocalı’ya Giden Süreci anlattı. Ermenilerin bölgeye 19. yüzyılın ilk çeyreğinde yerleştirilmeye başlandığına işaret eden BUNTÜRK, “Sovyetler döneminde de Moskova’ya bağlı olmalarına rağmen Moskova’daki Ermeni lobisini kullanarak zaman zaman Azerbaycan topraklarını gasp etmeye başladılar. Gorbaçov döneminde kendileri için önemli bir ortam bulan Ermeniler, Azerbaycan üzerinde yeniden toprak iddialarında bulundular” dedi. Hocalı halkının üç taraftan abluka altına alındığını ve Ağdam'a giden yolun açık bırakıldığını hatırlatan BUNTÜRK, şunları söyledi:

“Halk buradan geçerek Ağdam’a ulaşmak için yürümeye başladı. İnsanlar burada açık alana geçince Ermeni askerleri halkı kurşuna dizmeye başladı. Yalnız kurşuna dizmekle yetinmiyorlar, ellerine geçirdikleri cesetlerin gözlerini oymaya, başlarını, kulaklarını kesmeye başlıyorlar. 613 kişi burada ve orman içinde öldürülmüştür. Bunların içerisinde yaşlılar, çocuklar, hamile kadınlar bulunuyor. Ermeniler, Hocalı soykırımından sonra da bu vahşiliklerini, bu soykırımlarını devam ettirmişlerdir."

Ardından, UÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı ve Bursa Türk Ocağı Başkanı Prof. Dr. Selçuk KIRLI ise Etnik Çatışmanın Politik ve Psikolojik Dinamiklerikonusunda konuştu. “Türkler olarak tarih boyunca bir çok yerde zulüm gördük ama biz Türkler ağlamayız, o yüzden bu zulümleri gündeme getirip de dünyanın önünde boynumuzu bükmedik” diyerek sözlerine başlayan KIRLI, “Karşınızdakini nasıl öldürürseniz öldürün sonuçta bir insan ölüyor, ki bizim inancımız da bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek olduğunu söylüyor” dedi.

Kırlı, yaşanan süreçte yapılması gereken şeyin, “Boynu bükülmemek, unutulmamak” olduğuna değinerek, “Çünkü onlar gerçekten keyif aldıkları için, tarihlerinde yakaladıkları bir fırsat olarak değerlendirdiler Karabağ’ı, Hocalı’yı. Risk almadan arkalarındakine güvenerek balalarımızı kırdılar ve bundan zevk aldılar. Ama şimdi bakın bakalım dünyada Ermenistan’ın mı ışığı parlıyor, Azerbaycan’ın mı? Asıl önemli olan, onları aynı şekilde katletmek değil. Bundan sonra Hocalı bir sembolse bunun etrafında kenetlenmek, unutmamak. Ama bunu başkalarına kin duymak için vesile yapmamaktı. Kin duymak Müslümana haramdır. Kin duymayalım ama unutmayalım” diye konuştu.

Ermeni Sorununun Uluslararası Boyutu hakkında konuşan, UÜ İnegöl İşletme Fakültesi Dekanı ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim CANBOLAT, Türk-Ermeni ilişkilerine tarihte Şark Meselesi olarak bilinen sorunun bütünlüğü içinde bakılması gerektiğini belirtti. Amerikalı profesör Justin McCARTY’nin Ölüm ve Sürgün adlı kitabına atıfta bulunan Canbolat, “Buradaki ölüm ve sürgünün, aslında Müslüman ve Türkler olduğunu, tarihin çarpıtıldığını söylüyor. Türkler hiçbir dönemde mazlum olarak gösterilmemiştir. Türkler her zaman asan, kesen, öldüren, zalim olarak gösterilmiştir. Bu gerçekliğin ve bilimin aslında katledilmesidir ona göre” şeklinde tespitte bulundu.

Canbolat, “1915 sonrası olaylara soykırım denilmeli mi, denilmemeli mi? Orada bizim tarihsel bir karşılaştırma yapmamız lazım. 19. Yüzyıl, Çukurova’da Avşarlar Türk ve Müslüman bunlar. Devlet yeni bir iskân uyguluyor bunlara ve devletin düzenlemesine karşı çıkıyorlar. Ama devlet devlettir her şeye rağmen. Devlet ne yapıyor, alıyor bunları yine Osmanlı toprağı olan başka bir yere göç ettiriyor. Bakın burada da 1915’tekine benzer bir durum görüyoruz. Bu benzerlik bilimsel anlamda model olarak bize gösterir ki eğer 1915 olaylarına soykırım denilecekse, 19. Yüzyıldaki Avşarların göçüne de soykırım demek lazım. Halbuki bu mümkün değildir” dedi.

Canbolat, karşılaştırmalı bir şekilde yapılacak akademik çalışmaları uluslararası literatüre kazandırmanın önemine dikkat çekerek, “Bu tür şeyleri biz değil de bir Batılı söylediğinde daha etkili oluyor. Bizim böyle bir çalışmaya doğrudan veya dolaylı yardımcı olmamız halinde akademik katkı olacaktır” şeklinde konuştu.

Azerbaycan İstanbul Konsolosu Kenan MURTUZOV da son 300 yıl içinde sistemli şekilde Ermenilerce yapılan hareketler neticesinde Hocalı katliamının yaşandığını anlattı. MURTUZOV şunları söyledi:

 “Hocalı ahalisinin, sivillerin başına getirilen o hadiselerin tek sebebi vardı: onların Türk olmasıydı. O dönemki şartlar katiyen bu şartlarda değildi çok zordu. Aslında bakarsak biz Azerbaycan toraklarının yüzde 80’ini koruyabildik. Ama tabii ki işgal ortadadır, bütün dünyanın gözü önünde yapılmış bir işgaldir ve bu işgal maalesef günümüze kadar sürüyor. Bunun için bu işi Türkiye’yle birlikte yapmalıyız. Çünkü iki devlet olsak da bir milletiz ve bir milletin iki diasporası olmaz. Biz birleşmeli ve bu konuda birlikte hareket etmeliyiz.”

Katılımcıların sorularının cevaplandırılmasının ardından Bursa Türk Ocağı adına Prof. Dr. Selçuk KIRLI, konuşmacılara plaket vererek teşekkür etti.

   

 


07.03.2014 16:57:32